Üzüm Üzüme Baka Baka Kararır – (Müzikli Çocuk Oyunu)

Ağustos 4, 2006 at 10:52 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

Bakanlığımızın “Her Aileye Bir Psikopat” projesi kapsamında devlet tiyatrolarımızda aşağıdaki oyun sahnelenecektir. Oyunun amacı yarınlarımız 5-8 yaş grubu çocuklarımıza tiyatroyu sevdirmekten öte onların yeni filizlenmiş beyin damarlarına ümitsizlik, nefret, korku ve kaygı aşılamaktır. Böylece devletimiz dünyada kendi eli ile anarşizmi ve anti-sosyalizmi oluşturup muassır medeniyetler seviyesinin zirvesine bayrağını dikecektir. Hem Bolşevik İhtilali hem de Fransız Devrimi bizim devrimimiz yanında hiç kalacaktır. Aşağıda oyunumuzdan bir parça verilmiştir. Sanatçılar oyunun sonunda elele sahneye çıkıp hep bir ağızdan “Üzüntü ve Muz Kabuğu” diyecekler ve izleyicilere anlamsız anlamsız bakacaklardır. Sosyal psikologlarımızın onayıyla ileride bu oyun devamlı hale getirilip ulusal kanallarımızda televizyon dizisi olarak gösterilecektir. Hugo ve benzeri programlar aile kavramını aşıladığı için, Teletubbies isimli program çocuklarımıza eşcinselliği ve gerizekalılığı aşıladığı için, çekik gözlü Japonların yaptığı dana gözlü çizgi filmler de nedensiz olarak yayından kaldırılacaktır.

Kapkara bir gelecek için birlikte hep daha kötüye..

Yeni bir gün doğar üzüm bağlarında.. Şafak sökerken bir üzüm tanesi daha çıkar filizlerden.. İşte o Çocuk Üzümdür. Zamanla Çocuk Üzüm etrafını süzer, dünyayı anlamaya çalışır, merak eder ve bu merakla sorgulamaya başlar.

Çocuk üzüm : Anne ben nasıl doğdum?

Anne üzüm : Çocuğum, tamamen kimyasal. Tüm evren kara maddeyle kaplıydı.. Sonra bu maddenin genişlemesi sonucunda evren uzamaya başladı..Sonra..

Çocuk üzüm : Ama anne o değil, ben nasıl oldum.

Anne üzüm : Bunlar çocuklara söylenmez ama sen tamamen kimyasal bir işlemin sonucusun. Bana fazla bişey sorma, git babana sor.

Çocuk üzüm : Baba, evrende yalnız mıyız?

Baba üzüm : Ulan eşşek sıpası, nerden geliyo böyle şeyler aklına. Yine mi Tanrıların Arabalarını okudun sen?

Çocuk üzüm : Hezeykel kim baba?

Baba üzüm : Fesüpanallah! Kafanız hep böyle şeylere çalışır zaten. Sanane insanların şeysinden.

Çocuk Üzüm durdu. Zaten hep dururdu. Ne annesi ne de babası onun merak ettiği şeylere vakıftı. Bu durum onu çok üzdü. Ta ki Bilge Üzüm’e danışmak aklına gelinceye kadar..

Çocuk üzüm : Bilge Üzüm, Bilge Üzüm.. Kimse beni anlamıyor. Kendimi çok yalnız ve değersiz hissediyorum. Şu dandirik yazar bile bana “çocuk üzüm” diyor, bi adım bile yok yani. Nedir yaradılışımın sırrı, neyiz biz, söyle bana..

Bilge üzüm : Bak şimdi çocuk üzüm. Biz olup olacağı bu toprağın üstündeki asma kütüğünün dalının dalcığının yaprağının filizinin üstündeki bir salkımda yaşıyoruz. Bu kütükler dikilir, sonra toprak sürülür, gübre,ilaç verilir, sonra bi daha sürülür, su verilir, yağmur yağar, sonra yine ilaç verilir. Sonra biz oluruz. Bizi bi şekilde insanlar tüketir, ya şarap olarak ,ya bi kekin içinde yada böyle doğal olarak, fermantasyon geçirmeden. Sonra boşaltım sistemlerinden dışkı olarak kanalizasyon sistemine ordan da ya denize ya da herhangi bir su birikintisine gideriz. Sonra çeşitli evreler geçirerek toprağa geri döneriz. Buna sonsuz dönüşüm zinciri deriz.

Çocuk üzüm : Eeee??

Bilge Üzüm : Ne “ee”si? “ee” si bu.

Çocuk üzüm : Bu kadarcık mı?

Bilge Üzüm : Ya sen ne zannettin?

Çocuk üzüm : Yani tüketilmek için mi varız sadece? Varoluşumuzun hiç mi anlamı yok?

Bilge üzüm : Tamamen kapital olarak. Mesela benim karşı bağda arkadaşlarım vardı. Para etmedikleri için yerine erik ağacı diktiler. Ne kadar para ediyorsan o kadar varsın.

Çocuk üzüm boynunu eğerek uzaklaştı. Güneşe baktı ama salkımın üzerindeki yaprak büyüdüğünden güneşi göremedi. Bu onun boğazında bir yumruya sebep oldu. Baktı, uzandı baktı,yine göremedi güneşi. Oysa ne kadar güzeldi güneşle oynamak, günışığının ona şarkılar söylemesi. Arkadaşına sordu.

Çocuk üzüm : Sence burda niye hep beraberiz, niye birbirimizle olmak zorundayız?

Arkadaş üzüm : Biz ancak bir arada olursak var olabiliriz.

Çocuk üzüm : İyi de o zaman tekimizin ne anlamı kalır ki?

Arkadaş üzüm : Böyle saçma şeyler de hep senin başının altından çıkıyor.
Zaten annem söylemişti senle konuşmamamı.

Çocuk üzüm : Ama sen benim tek arkadaşımsın..

Arkadaş üzüm : Senin tek arkadaşın olarak kalırsam benim de arkadaşım kalmaz. Eee… Tak sepeti koluna herkes kendi yoluna..

Çocuk üzüm güneşe baktı ama yine göremedi. Artık yalnızdı. Kimse yoktu yanında. Ne onu anlayan bir ailesi, ne sorularına cevap verebilen Bilge Dedesi, ne de onu seven arkadaşı vardı artık yanında.. Herkes yabancıydı artık. Düşündü: “Salkım olmadan var olabilir miyim, salkım asma olmadan var olabilir mi, asma toprak olmadan var olabilir mi, toprak yeryüzü olmadan var olabilir mi, yeryüzü evren olmadan var olabilir mi?” ve sonunda.. “Evren varlığını neye borçlu?” Neye, neye, neye,neye?…

Ve sonra yağmur yağdı asmanın dibine. Fırtına,sel götürdü ortalığı Ağustos ayında.. Hep böyle olurdu yaz yağmurları.

Çocuk üzüm uykuya dalmıştı. Uyandı ve çevresine baktı. Asmanın dibinde büyük bir su birikintisi oluşmuştu. Bulutların arasından güneş gözlerini aldı. Ama yaprak hala üstündeydi. Suya baktı. Sudaki aksini gördü sonunda..

“Evet.. Bu benim.. Demek ki salkım olmadan da var olabilirim.”

2 Yorumlar

  1. ÇİRKİN demiş ki,

    güzel olmuş

  2. gizemli kız demiş ki,

    harika başka yokmu:D

Yorum Yapın