I

Eylül 22, 2006 at 9:25 pm (Şen Berber)

black-hair.jpg

Bu oda, bu dört duvar, beyaz boyalı arka cam, bir zamanlar soba borusunun geçtiği ama şimdi gazete kağıdı ile kapanmış cam.. Karolar, 30′a 30 karolar.. Karınca delikleri.. Kapalı kiler..

Lavabo.. Lavabolar.. Üç lavabo.. İçine girildiğinde şehrin dört bir yanı dolaşılacak ve tekrar
aynı yere gelinecek borular.. İçi boş parfüm şişeleri, tıkalı kapağının ucu iğne ile fazladan delinmiş kolonya şişesi.. Caddeye çıkan merdiven.. Her basamak bir alltakinden daha dar, bir alttakinden daha yüksek..

Tavan.. Yarısının badanası tam yapılmamış, bir köşe üst kattan rutubet kapmış, dökülmüyor, her zaman öyle duruyor, pul pul.. Pervazlar.. Yağlı boya.. Radyo.. Philips.. 86 yılında askerden döndüğünde dayısı hediye etmişti..

Saçlar.. Saçlar.. Kırpılmış.. Dökülmüş.. Her yerde.. Her yerdeler.. Kahverengi.. Siyah.. Beyaz.. Sarı.. Kepekli.. Sonsuz boşluk.. Kara delik.. Enine boyuna, çapraz çizgilerin üzerini kapattığı kara delik.. Boşluk…

Bu dükkan.. Sessizlik.. Kulakları patlatan sessizlik.. Radyoyu açsa mı?

Cemal.. Cemal Şen.. Berber.. Sadece berber.. 40 yaşında..

Bu dükkan.. Zamanın durduğu yer.. Saatler bir kere tatile çıktı ve hiçbir zaman geri dönmedi..

Cemal.. Sadece berber.. Cümlelerinin sonundaki iki noktasından başka hiçbir şeyi olmayan bir berber..

Bu dükkan.. Başlangıç ve son.. Alfa ve Omega.. Doğru.. İki nokta arasındaki en kısa mesafe.. Bu dükkan.. İki duvar arasındaki en kısa mesafe..

Cemal.. Şen Berber.. Tabelası sade.. Tabelası tenekeden.. Bir de orta camın üzerinde yağlı boya ile yazıyor..

Aynalar.. Aynalar.. Nereye baksan yine aynı.. Aynalar..

Karşı dükkandan bir ses.

- Goooollllll…. Cemal Abi, OHAHAHA, Koyduk Fener’e… Ohhahha… Gacııırttt!!

- Hareket yapma lan!!!

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Şen Berber

Ağustos 28, 2006 at 2:55 pm (Şen Berber)

198-old-west-shokan-will-green-and-his-barber-shop.jpg
Aslında istemezdi hep burda oturup gazete okumak.. Bıyıklarının uçları beyazlamıştı.. Yan duvardaki tabloya baktı.. “Ne kadar eskimiş” diye düşündü.. Dükkanı ilk açtığında duvar boş kalmasın diye asmıştı.. Yunus Emre’nin “Yemen ellerinde Veysel Karani” adlı şiiri vardı, fonda da çölde peçeli bir adam namaz kılıyordu.. Camının sol köşesinde çatlak vardı.. Evet, badana yaparken olmuştu bu çatlak.. Gazeteye baktı.. Sonra gazetenin verdiği magazin eklerine baktı.. Utandı.. Acaba Veysel Karani onu ordan görüyor olabilir miydi? Günaha mı giriyordu? Evet, Veysel Karani bu baldır bacak dergilerini hoş karşılamazdı.. Atmalı mıydı? Ama onları çok seviyordu.. Her haftanın dergisi vardı.. Şamdan, Gala, Pasha, Kumsal.. Ee, müşteriler de seviyordu.. Sonra aklına geldi, evet, girişte de bir Karınca Duası asılıydı.. Utandı, rahatsız oldu.. Aynalara baktı.. Utandı.. Tavana baktı.. Utandı..

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Beyninde film çekmek..

Ağustos 4, 2006 at 11:01 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

uzak_presse.jpg

- Olympos’ta yapmak ister misin? Kısa dönem?
- Valla olur abla. Ama yok ya orası kışa denk gelirse, orman falan, içimi karartır, yok, olmaz…
- Sarıyer subay gazinosunda yap.
- Ya İstanbul… Yok olmaz, kalabalık orası..
- Boğaz’a bakıyo işte güzelim, oraya verelim seni…
- Üff… Ya sonra.. Şimdi olmaz…
- Haftasonları gel yap, tatillerde falan… Taksit taksit…
- Ya şimdi… Ne biliyim…
- Canım ya… Çok nazlanıyosun… Maaş bağlayalım sana şöyle 2000 YTL.. Olur mu?
- Olur da başka şeyler de lazım…
- Söyleyelim nöbet falan da yazmasınlar.. Takıl işte…
- Daha bu tarafta olsa…
- Çiğli olur mu?
- Eve çift vesait. Olmaz… Bizim ilerde lojmanlar var, orayı yazsanız…
- Orda da canın sıkılır be oğlum. Sonra derler “ Adam bedavadan askerlik yaptı” diye..
- O da doğru…
- Antalya Serik nasıl?
- Olmaz. Yazın duramam orda.
- Bak Sarıyer güzel yazıyimi orayı?
- Yaz bakalım.. Ama şimdi gitmiyim.
- Canın istediği zaman gel ablacım..
- Geleceğim zaman ben sizi ararım…
- Sen çaldır biz seni ararız…

* * *

 

- Soyadınız Çekirge demek… Haha… Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar… Haha…
- Beni buraya niye çağırdınız?
- Öhöm… Pardon.. Parallel Lives şirketine hoş geldin.. Evet aylarca çırpınıp durdun ve sonunda kapıyı araladın.. Sana sunacaklarımızın sınırı yok…
- Ben bi matrix kokusu alıyorum…
- Evet yada hayır.. Hep bunları düşündün… Hayatı kıyıdan izlemek, gerçek dünyaya girememek, arada tökezlemek, sağa sola çarpa çarpa ilerlemek, ilerlediğini sanıp geriye gitmek… Bütün bunlardan kurtulmak elinde artık…
- Nassı yani?
- Parallel Lives sizi gerçek hayatın karmaşasından, kaygılarından kurtarıyor. Sisteme gelince… Senin bir klonunu çıkarıyoruz. Karakterini, huyunu analiz ediyoruz. Ruhunu modifiye ediyoruz. Yeni bir insan yaratıyoruz.. Artık klonun senin yerine yaşıyor.. Ona her şeyi öğretiyoruz, topluma uygun hale getiriyoruz…
- Bütün bunları babanızın hayrına yapmıyosunuz tabi?
- Tabii ki.. Klonun ömrü boyunca bize taksit ödüyor. Bi nevi mortgage sistemiyle mutlu ve huzurlu bir yaşam..
- Peki ben nerde oluyorum o sırada?
- Şirketimiz size farklı seçenekler sunuyor. Birincisi ölmek… Seni istediğin şekilde öldürüyoruz… Kimsenin bilmediği bir yere sessiz sedasız gömülüyosun… Klonun devreye giriyor. İkincisi gold class üyeliğimiz, seçeneklere ve ödediğin ücrete göre dünyanın herhangi bir yerinde ömür boyu tatil.. Kimse yerini bilmeyecek…
- Peki benim yerime geçen ben ne yapacak?
- İşe gidecek, eve gelecek, evlenecek, çocuk yapacak, vs.vs.. Sosyal bi hayat vericez ona.. Sana zor gibi gözüken, karmaşık dediğin her şey çok basit olacak onun için… Her şey çok basit…
- Siz yoksunuz!
- Sen de yoksun…

* * *

- Kendine güven… Evet.. Evet… Herşeyi yapabiliriz. anladın mı? Bi kere mesela… mesela… Japonca konuşabilirim eğer kendime güvenirsem…
- Hadi be…
- Takaramiko asuko…
- Ne demek?
- Bilmiyorum.. Anlamsız gelebilir ama en azından kendime güvendim ve konuştum.. Daha fazla güvenirsem anlamlı birşeyler çıkartabilirim…
- ?!
- İçimdeki enerjiyi açığa çıkarttıktan sonra yapamayacağım şey yok…
- İyi de sen Japonca bilmiyosun ki…
- Bilgi nedir ki… Hepsi bize başta yüklenen şeyler.. Sadece zamanla hatırlıyoruz onları..
- İyi… Bi çay söylesene…

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

İlham Perisi

Ağustos 4, 2006 at 11:01 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

Pazar günüydü. Can sıkıcı bir pazar günü…
Tatil günleri kasvetli ve iç bayıcıdır.. Sinir bozucudur…

Bilgisayarın başında oturmuştu. Ne yapmak istediğini bilmiyordu. Geri dönüşüm kutusunu boşalttı. Harddiskte ne kadar yer kaldığına baktı. Dosyalara göz gezdirdi. Yeni word belgesi açtı. 20 dakika kadar dijital düz beyaz kağıda baktı…

Birden yanıbaşında bir adam belirdi. Adamı görünce korktu, başparmağıyla damağını kaldırdı.

-Höh ?! Sen kimsin lan?

-Lanlı lunlu konuşma. Ben senin ilham perinim.

-Hadi be. İlham perileri hatun olur bi kere.

-Önceki bayan perilere sarkıntılık yaptığından bu defa beni gönderdiler.

-Vay be.. Dedikodumu mu yapmışlar yukarıda?

-Çok karıştırdın öteki tarafı. “Git bi de sen konuş” dediler bana..

-Eee…

-Birader sen çok takıyomuşsun herşeyi. Çok arıza veriyomuşsun. Böyle bi sıkıntı, bi bıkkınlık, bi bezginlik, çok mutsuz görüyoruz seni.. Olmuyo böyle…

-Napiyim abi ya.. Bişeyler yaziyim dedim şimdi, ilham gelmiyo.. Boş geliyo herşey çoğu zaman…

-Biliyorum…

-Nerden biliyosun?

-Biz ilham perileri sorumlu olduğumuz kişinin herşeyini biliriz.. Yani önemli şeylerini.. Önceden not alırız… Mesela bugüne kadarki hayatınız slayt gösterisi olarak izlettirilir bize… Bi nevi sizin teknik servisiniz oluyoruz..

-Vay anasını… Peki sen nasıl ilham perisi oldun?

-İlham perileri sanatçılar, müzisyenler, yazarlar, vb… tayfasından seçilir.. Ben de müzisyenim. Yani, öyleydim…

-Nası yani “öyleydim…” ?

-Grubum vardı benim. Taksim’de barda çalıyoduk. Bateristtim ben. 95′te öldüm..

-Allah taksiratını affetsin abi.. Niye öldün?

-Trafik kazası.. Alkollüydük falan.. İçki kötülüklerin anasıdır! Anasını avradını…

-Hadi ya üzüldüm..

-Gelelim sana… Ne bu 23 yaşında 35 yaş rolü oynama modları.. Gençsin oğlum, hayatını yaşa biraz… Böyle düşün,düşün.. Ne geçiyo eline? Çabuk ağartırsın saçları… Gez,toz,eğlen.. Relax ol… Takma kafana şapkadan başka bi şey icabında..

-Olmuyo ama abi.. Tam öyle yapıyom, sonra bişey oluyo, tekrar başa sarıyo.. Takamadan duramam ben…

-Al bak.. Şarap getirdim sana…

-Hadi be… Büyüksün abi.. Açiyim hemen..

-Höyttt.. Ulen gazoz koyup piç edilir mi o şarap? Ta öbür taraftan getirdim onu…

-Pardon.. Sen içermisin?

-Görev başında içmem…

-Ya ilham perisi ben son zamanlarda karabasanlar falan geliyo bana böyle… Abuk subuk bi ton rüya görüyom..

-Karabasan mı? Tecavüz etmeye kalk, kaçarlar.. Kötü ruhları kovmanın yolu kötü davranmaktır…

-Hehe.. Vay be…

-Senin kuşak zaten orijinal bi kuşak.. Sizler hatalı üretimlersiniz… 80,81,82… Siz daha doğduğunuz yıllarda darbe yemişsiniz bi kere.. Mesela 76,77,78 falan öyle değildir.. O yıllar aşk,isyan,çatışma hepsi biaradaydı.. Güzel mahsüller çıktı o yıllardan… Hem 80 ler kadar salak bi dönem yoktur dünya tarihinde…

-…

-Ulen var ya… Burda böyle bunalım falan yapıyonuz.. Uyuzsunuz oğlum hepiniz… Hayatınızın kıymetini bilin.. Acayip imreniyom size… Hele sen var ya.. Yapma be güzel kardeşim.. Sen böyle surat astıkça üzülüyom.. Ben öldüğümde sen yaştaydım…

-…

-Böyle bi kendini anlatma ihtiyacı, ifade etme zorunluluğu hissediyom sende… Ulen bırak anlayan anlasın, gerisi trişka.. Ne kasıyon kendini..

-Ne biliyim abi.. Bünye meselesi..

-Bana hep “sen adam olmazsın” derdi insanlar.. Peder askeri liseye yazdırıyodu kaçtım, inşaat mühendisliğini bıraktım ben son sınıfta.. Neden? Müzik yüzünden.. Adını hatırlamıyom, bi şair mi yazar mı neydi, bi sözü var adamın.. “Bir insan ancak müzisyen olamıyosa başka bişey olur” Kim şarkı söylemek istemez ki… Kim konserlerde alkışlanmak istemez ki…

-Doğru diyosun..

-Kimseye aldırmıycan işte.. İç huzuru bulacan.. Hiçbişeye takmayacan.. Kafa rahatken her türlü ilham gelir.. Konu çok… Trilyonlarca… Bak kaç tane nota var,say.. Ama melodiler bitiyo mu?

-Bunu hiç düşünmemiştim..

-Düşünmediğin o kadar çok şey var ki… O yüzden kasma “konu bulacam” diye.. “Ne yazıcam” diye… Yazmaya kendini bi kaptırdın mı, bi yerden sonra bakarsın yazı seni yazıyor…

-Güzel söz..

-Hadi ben gidiyom…

-Otursaydın abi, ne güzel muhabbet ediyoduk.. Çay yapiyi mi?

-Yok sağol.. Yolda içtim ben…

-Sen mi gelecen bi daha?

-Belli olmaz… Gelmezsem de yaparım bi kıyak sana.. Tatlı bi hatun ilham perisi gönderirim sana, güven sen abine..

-Sağol abi, delikanlı ilham perisiymişsin..

-Bu arada babanın da selamı var..

-Hadi ya, sağolsun, yani rahmet eylesin… Bi şey dedi mi?

-(Gülerek) Evet.. “Söyle o eşşeoğlueşşeğe ordan laf sokmasın, duyuyom ben burdan onu” dedi..

- Olur…

İlham perisi kalkar.. Biraz ilerler.. Tam gidecekken..

-Ha.. Son bişey…
Hayallerin… Bırakma onları…

 

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

12 den sonra

Ağustos 4, 2006 at 11:00 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

Kıpkıp sobalarının sunduğu “Üzüntü ve Muz Kabuğu” devam ediyor…

12 den sonra ortaya çıkar karakterler… Yelkovan akreple buluşur. Şehir uykuya dalar.. Asfaltlar soğur… Kayıp zamanın anti kahramanları ittire kattıra yer açarlar kendilerine gökyüzü dekorlu sahil sahnesinde…

- Bak aha bunlar Mersedes, bemve, grand şeroki.. bunların sahipleri hayatta birinci sırada… Vektra bak bu hayatta ikinci sırada… Hyundai beşinci sırada.. bak bu adam mesela bir… bak bu birinci. Chayenne.. Hatta onu bi üste taşımak lazım..
- Tamam oğlum anladık, ya ne işimiz var bu saatte sahilde.
- Oğlum iki kız görsek kar lan… Bunaltı adam..
- Görüyoz da konuşuyoz sanki.
- Ben konuşurum oğlum sen kendine bak!
- Travesti falan çıkar abi bu saatte burda.. Çizdirecen mi oğlum bizi..
- Yok oğlum onlar bu saatte çıkmaz, her gece buradayım ben.. Allaalla..

Kahramanlarımızın her ikisi de açılma zorluğu çekmektedir.. Afedersiniz eşşek kadar olmalarına rağmen hala daha bi kızın yanına gidip konuşamamakta, “dep, dep, debe..” diyip kalmaktadırlar..

- Bak konuşacam şimdi.. Yada sen git yanlarına..
- Ben gidersem gelecen ama hemen..
- Banane oğlum ya sallarlarsa..

İki üç deneme böyle geçer… Ve yine kendi başlarına kalırlar..

12 den sonra çıkar karakterler… Kalp atışı ezikliğe, sözler boğazda yumruya dönüşür..

- Başla..
- Önce sen başla..
- Ben var ya ben kokart sahibi bi rehberim ben, asosyalliğiyle mesleği arasında ironinin kralını yaratmış, kıytırık turlara çıkmadan vip Amerikalılara çıkmaya yeltenmiş, ağzının payını alınca tercümanlığa atlamış, kitap çevirmeye kalkıp yüzüne gözüne bulaştırmış, cin olmadan şeytan çarpmaya kalkan cahil cühelanın tekiyim ben!
- Ben.. Ben elindeki işi bırakıp ota boka sarmış, dil kursunu bırakıp dans kursuna gitmiş, cebindeki deliğe bakmadan müzisyen olmaya kalkmış garson parçasıyım ben!
- Ben.. Fakülte bile kazanamamışım.. İki yıllık mezunu.. Aha “iki yıllık ama dört yıllıklara on basar” gibi gerizekalı savunma cümleleri söyleyen.. İngilizce öğretmenliğine burun kıvırmış, “idealistim lan ben, bi tane hayatım var onu da memur olarak geçiremem” deme ukalalığını göstermiş, dallama dingilin önde gideniyim ben!
- Ben ki teskere bırakma şansım varken “boğuluyom lan burada” deyip tembelliğin zirvesine bayrak asmış, liseyi zor bitirmiş, yabancı dil bölümü mezunu ama “yes” ten başka bişey bilmeyen hırbonun tekiyim ben..
- Ben var ya ben aha üç yıllık kalkınma programı koyup, iki senede ev üçüncü senede araba, ilk iki sene buralarda takılıp sonra İstanbul’un anasını ağlatmayı planlamış ama korkaklığından, tembelliğinden bi bok yapamamış sallama bi herifin tekiyim ben..
- Ben var ya ben… ….yim… …üm ben… un tekiyim ben….
- Ben … ım ben.. ben ……….im ben… …… nın …….nın …….. ıyım
- Öliyim lan ben öliyim… Boşuna oksijenini harcıyoz bu dünyanın…
- Ben de lan, atmosferde yer açılsın…
- …
- …
- Sigara versene..
- Oh be abi dünya varmış… Haftada bir yapalım şunu ya… Valla iyi geldi..

Bisikletli bir kız geçer o sırada… Elemanlarımızın biri daha önce tanışıktır onunla..
- Aliya! Aliya!

Aliya bisikletiyle gelir yanlarına.. “Otursana” der birisi.. Oturur.. Tanışık olan tanıştırır Aliya’yla arkadaşını..

- Aliya? Arap mısın?
- Evet Arap…
- Arapça nasıl?
- Bilmem pek.. Ben burda doğdum.. Ben.. Sadece Türkçe.. Türkçe biliyorum..
- Arap? Yani neresi? Irak, Arabistan?
- Ben… Ben burda.. Burda.. Burda doğdum..
Üç dakika sessizlik…
- Ama asıl neresi yani?
- Halep… Halep’ten gelmiş.. Benim aile.. Ailem..
Üç dakika sessizlik.. Aliya bir gökyüzüne, bir apartmanlara, arada sırada da bisikletine bakmaktadır.. Fısıltılar…
- Oğlum bu kız konuşmuyo lan.
- Nolmuş oğlum, güzel işte, esmer güzeli.. Konuşmuyo napiyim..
- Oğlum kız bi acayip, eroinman falan olmasın, bak başımızı belaya sokacan, yığılsa bi anda boku yedik.
- Ulan ne adamsın ya, bize de sessiz diyolar bizde mi eroinmanız, utan lan utan ayıp denen bişey var..
- Ya harbiden, (utanır) ama havaya bakıyo abi, bişey soruyon iki dakka sonra cevap veriyo, alnında “loading” yazısı görüyom ara sıra..
- Hey allam ya.. (Kıza döner) Eee nası gidiyo hayat?
- Eski.. Eski tas.. hamam.. Eski tas eski hamam..
- Hııı..
Üç dakika sessizlik.. Fısıltılar..
- Abi bu bizden berbat.. Konuştum konuştum dedin bu kızla mı konuştun sen şimdi?
- Kız fakir oğlum.. Bisiklete baksana.. Yirmi yıllık nerden baksan.. Ben eve bırakmıştım.. Annesi varmış sadece.. Akraba makraba yok, annesi de temizlikçi mi ne.. Arkadaşı falan da yok.. Ben hep görüyom bunu burda… Sabahtan akşama bisikletle böyle..
- Fıs fıs fıs da fıs fıs fıs fıs …
- O ne be?
- Fısıltı..
- Hmm.. (Kıza döner) Nası her gün çıkıyomusun bisikletle?
- Çıkıyorum. Güzel burası…

12 den sonra çıkar karakterler.. İzleyicileri bellidir onların.. Yıldızlar, ay, şehrin ışıkları, yol tabelaları.. Hepsi birden hem izlerler, hem de Charles Dickens için üç guluvallah bi elham okurlar..

- Kalkalım abi, yarın iş var..
- Aliya kalkalım mı?
- Hıhı..
- Bırakalım seni de eve kadar..
- Olur..

İki adam, bir kız, bir de bisiklet yola koyulurlar.. Yolda konuşma geçmez.. Sesi güzel olan bir fon müziği koyar.. “Bu yıldızlı gökler ne zaman.. Başladı dönmeye… Kimse bilmez… Kimse bilmez..”

- Burdan giderim ben eve, teşekkür.. Teşekkür getirdiğiniz için..
- Yok canım, ne önemi var.. Görüşürüz, iyi akşamlar.. Iıh.. İyi geceler..
- Memnun oldum.. İyi geceler..
- İyi.. İyi geceler…

Bizimkiler eve döner.. Rüzgarda kaynak yaparak yakarlar sigaralarını..
- Bak oğlum yat kalk haline şükret.. Bi de asosyalim diyon. Nası insanlar var..
- Valla abi ilk defa bizden ketum birini gördüm..
- Güzel değil lan esasında napiyim başka kız yoktu.
- Ben beğendim len, acayip gizemli bi havası var..
- Nerde anormaller var onları beğeniyon sende..
- Yazık ya anormal deme..

12 den sonra çıkar karakterler… Bisikletli kız Cinderella’ya, caddeler kırmızı halıya, otomobiller atlara, travestiler balkabaklarına dönüşür…

bisiklet.jpg

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Frigola

Ağustos 4, 2006 at 10:59 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

Evet.. Evet.. O günlerdi.. Sıcak.. Beynini eritesiye sıcak.. Ve hep sarıp sarmalayan düş kırgınlıklarından daha da fazla sıcak.. sıcak…

Çözüm yolu internetteydi.. Evet depresyon nasıl hafifletilir.. Senkronin hormonumuymuş neymiş evet mutluluk için lazımmış… Çikolatada bulunuyomuş.. Çikolata ye geçer…

img_frigola.JPG

 

Ve işte o.. Frigola.. Çikolatalı dondurma.. Her gün onu yiyordun.. Bir saat fazladan huzur.. Tebessüm belirtileri..Ikın ıkın belki gülersin.. Hıı-ıhhh… Hııı-ıhhh.. Kalori.. Kalori.. Kalori..

Ve başka bi frigola yiyenle göz göze geliyosun.. Acaba o da mı depresif? Birbirinizi tanıdınız sanki.. Görmemiş mi gibi yapıp geçiyosunuz.. Sokaklar frigola yiyenlerle dolu…

Sloganı da hazır.. “Çikolatası gelenlere..” Yani içten içe “balataları sıyıranlara..”*
Hıı-ıhh… Hı-ıhhh… Çikolatam geldi…

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Alternatif KPDS soruları

Ağustos 4, 2006 at 10:59 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

Alçıtepe Aile Çay Bahçesi’nin sunduğu “Üzüntü ve Muz Kabuğu” devam ediyor…

71. You were arrested because of killing your boss. You are on the gallows. Hangman wanted you to say your last words. What would you say?

A) Dude, give me a cigarette!
B) Objection!
C) I believe reincarnation.
D) What if God were one of us…
E) Brother, how are iddaa results?

72. In the evening, you came to your home. When you opened your bedroom’s door, you saw your girl/boy friend with a girl/guy. What do you say, huh? (Look at that question, what can be said in this case?)

A) Say salavat, I am going to shoot you.
B) This is not problem for me.
C) Go to other room, I’m very tired and I have to sleep.
D) My god, make me blind!
E) God damn it!

73. You are ill. You went to your doctor. He looked to results and told that you will die in three months. What can you say? (Can you say something? Heheh..)

A) If you change my results, I would give you 50.000 $.
B) Killing me softly..
C) If I die in two months, I would kill you but I don’t know how will I do?
D) I didn’t like this joke.
E) Why did you say this suddenly?

74. Tomorrow is Monday. You have to get up at six o’clock, because your office is far to your home. Midnight… (Imagine that, that’s very fantastic) Your neighbor is making a noise. You can’t sleep. You stand up and say:

A) Honey, bring my rifle!
B) I make noise better than you.
C) Selamün gavlen…
D) Is our director sleeping?
E) I have better to sleep in balcony.

75. You’re invited to your friend’s birthday party. But you don’t know other persons. You are very bored. You want to go to your home. But they are insisting on that you stay. Tell them your discomfort but politely (but no very politely, don’t make drawn your charisma) (I admit that the last clause is very very Turkish).

A) I must go to toilet.
B) My mother told me not to be late.
C) My mother told me not to eat your cake.
D) My mother told me not to talk with you.
E) My father beat my mother so I must go earlier.              

                                                TEST BİTTİ ÜZERİNİ ÖRTÜNÜZ.

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Sevgili Akife Teyze

Ağustos 4, 2006 at 10:59 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

ishani.jpg

Sevgili Akife Teyze,

Canım mektup yazmak istedi. “Sevgili günlük”, “Sevgili mektup”, “Doğmamış çocuğa mektup” yerine sen geldin aklıma. Ölmüş birine mektup daha zevkli olurdu. Çünkü cevap hakkın yok. Unutma ki bu tarafta olan benim hehe..

Akife Teyze.. Ne iyi komşumuzdun sen Akife Teyze. Bayramlarda en büyük banknotu sen verirdin. İlla ki o buruşuk yanaklarından öptürürdün. Şunu belirtmeliyim ki gerçekten çok kötü kokuyordun. “Paşa oğlum” derdin bana.

Ben de yeni ofisimdeyim işte. Karşımda katlı otopark var. Otoparkın içinden deniz manzaramız var. Merkezi yer. Yoldan çok sayıda hatun geçiyor. Burası bir iş hanı. İşhanı çalışanlarıyla plaza çalışanları arasında farklar var. Bunu öğrendim önce. Plaza çalışanları penguen gibi giyiniyor ve toplu halde geziyorlar. Kaybolmamak için belki de. İşhanı çalışanları daha serbest. Ben de uyum sağlamaya çalışıyorum. Ama hala kravat takamıyorum. Kravat bağlama kursuna gitmek istiyorum.

Arasıra bir internet sitesine yazılar yazıyorum. Kendi çapında yazarlık işte (hayır, maaş vermiyorlar). Ego okşayıcı şeyler bunlar. Şefkat, sevgi arsızıyım ben. Geçen yıl kendi çapımızda yönetmendik. Sidney Film Festivali’ne dahi başvurmaya kalkmıştım ilk kısa filmimle. Anlaşılan sen bana o yaşta “paşa oğlum” diyerek epey gazlamışsın. Bütün bunların sorumlusu sensin Akife Teyze.

Sen neler yapıyosun? Sizin evden hatırladığım sadece bir buzdolabı. Kelvinator marka, yeşil ve büyüktü. Bi de Mabel çikolatalarını hatırlıyorum. “Arap bacı seni yiyecek” diye korkuturdun beni, bu da ileriki yıllarda az kalsın ırkçılığa yöneltiyordu. Ah, Akife Teyze ah…

Öldüğünden beri bir ton şey oldu.. Ülke bayağı bir değişti, anlatmakla bitmez. Şunu söyliyim artık bizim körfez kokmuyor, sonra daha da can alıcısı başımızda ne Demirel var, ne de Ecevit. Bir şey daha var. Biz Avrupa Birliğine giriyor gibiyiz. (Gülme!)

Benden şimdilik bu kadar. Oradakilere selam söyle. Buruşuk yanaklarından bir kesik alıyorum.

paşaoğlun

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Düzenli Yaşam Teorileri

Ağustos 4, 2006 at 10:58 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

Sultanlar El Gırgırları’nın sunduğu “Kabuklu Muzun Üzüntüsü” devam ediyor

- Hoş geldin aççkımmm..
- Bana aşkım deme. Nefret ediyorum çocuk taklidi yapmandan. Bütün kızlar yapıyor bunu. Yapma ya.. Hem herkes aşkım diyor. Başka bir şey de.
- Nen var kuzum noldu sana?
- Belgin Doruk taklidi de yapma bana. Bu hep yapılan bir şey. Bu,bu.. Çok basit ve çok salak.
- Peki canım.
- Şu bulaşık eldivenlerini de takma dedim kaç kere. Nefret ediyorum bulaşık eldivenlerinden. Sürtündümü gıcır gıcır yapıyor. Takma şunu. Beni boğacakmışsın gibi geliyor. Korkuyorum anlamıyo musun? Çocukluğumdan kalma bir şey bu.
- Peki hayatım.
- Karnım aç. Yemekte ne var?
- Bezelyeli pilav yaptım. Yanına da taze fasulye.
- Seni seviyorum..

                                    * *  *
- Pıt pıt pıt… Pıt pıt pıt.. Karamela karamela pıt pıt pıt…
- Bu ne şimdi?
- Bilmem. Hoşuma gitti, söylüyorum. Haydi sen de yap!
- Pıt pıt pıt… Pıt pıt pıt.. Karamela karamela pıt pıt pıt…
- Pıt pıt pıt… Pıt pıt pıt.. Karamela karamela pıt pıt pıt…
- Öhö.. Müşteri geldi. Buyrun efendim.
- Bizim muhtasarları yatırdınız mı? Bu ay gecikti heralde. Haber de vermediniz.Siz ne iş yapıyosunuz burada?
- Yok efendim, ne gecikmesi. Biz bildirdik sekreteriniz haber vermemiş olabilir.
- Allaalla.. Nası haber vermez?
- Büyük ihtimalle solitaire oynuyodu o sırada. Solitairede takılı kalınca unutuyo insan..
- Hey allam ya..

                                 * * *

- Abi düzenli bi hayat istiyorum ben.
- Bi işe gir çalış. Sonra Toplu Konut İdaresi’nin kooperatifleri var. Ordan yazıl bi daire. Ayda ayda ödersin. Sonra da bi öğretmen kız bul evlen..
- İyi de niye öğretmen?
- Özel dersi var, tatili var, haftasonu var, devlet güvencesi var.. Var da var..
- Ee başka?
- Hem eğitir seni. O kadar çocuğun arasında kaynar gidersin.
- Doğru.

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Bana derler Sunny, güldürürüm seni

Ağustos 4, 2006 at 10:58 am (Üzüntü ve Muz Kabuğu)

- İyi günler, bi vesikalık çektirecektim.
- Tabi, buyrun içeriye alalım sizi.
- Ehem.. kravat var mı?
- Tabi.. Askıda.
- Hanfendi şu kravatı bağlar mısınız? Ben pek bilemiyorum da.
- Peki. Ne için lazımdı vesikalık?
- Noter istedi.
- Şöyle oturun lütfen. Çeneyi biraz kaldıralım. Omuzlar biraz aşağı. Şöyle sağa çevirelim başı.Boyun dik.Rahat.. Kasmayın kendinizi.
- …
- Evet. Tam şuraya odaklanın lütfen. Gülümseyin.
- …
- Gülümseyin. (Pat!)
- …
- Gülümseyin. (Pat!)
- …
- Ama gülümsemiyosunuz. Bi daha çekicem. Gülümseyin.(Pat!)
- Ehem…
- Olacak, olacak. Bi daha lütfen.
- Hehe..
- Olmuyo ama. Bi daha. Sıkmayın kendinizi. (Pat!)
- …
- Beyefendi niye gülümsemiyosunuz? Lütfen! Dişleri göriyim.
- Çizzz..
- (Pat!) Yapmacık duruyo. İçten bi gülümseme.
- Hii..
- Lütfen ama dişleri göriyim.
- Olmuyo hanfendi. “Elleri göriyim” gibi.Napiyim gülemiyorum.
- Yemyeşil bir çayır.. Masmavi bir gökyüzü.. Elma bahçeleri.. (Pat!)
- Hayır. Olmuyo.
- Nasıl gülemezsiniz efendim. Olmaz, ben çekemem bu fotoğrafı. Kariyerime leke sürdürtmem. Foto Cahide hep güleryüzlü fotoğraflar çeker.
- Napiyim hanfendi? Ortam toz duman. Askerliği bi sene daha tecillemişiz.. Sonra..
- Laf ebeliği şeyetmeyelim şimdi beyefendi. Hepimizin sorunları var. Lütfen.. Bakın kaç poz gitti.
- E napacam?
- Bakın şimdi vizöre. Bakın, bakın.
- Baktım.
- Civciv çıkacak, kuş çıkacak.
- Heheh…
- Çok güzel. (Pat!) Çok güzel. (Pat!) Bu kadar işte! Geçmiş olsun.
- Hepimize…

Mas Raptiyelerinin sunduğu “Üzümlü Tuzlu Pamuk” devam edecek…

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Next page »